DOLAR 7,8430
EURO 9,2983
ALTIN 485,16
BIST 10,2735
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mengen 18°C
Parçalı Bulutlu

Bizim Neslin Kayıpları – Misafir Kalem – Recai Saygı

15.10.2020
551
A+
A-

Kayıp nesil miyim, neslimi mi kaybettim?

Ömrümde birkaç mayhaya gittiğim gocaa Bazarköye ortaokula gitmek çok önemli bir olaydı, şehirdi benim gibi köyden çıkmayan bir çocuk için Pazarköy gibi kasaba. Hayallerimin bile ne kadar küçük olduğunu anlamama sebep olmuştu.

Böyle bir şehire adapte olmak için onlar gibi olmam lazımdı, giyimimi, yemeyimi, ilgi alanlarımı, düşüncelerimi onlar gibi yaparsam onlardan biri olurum diye düşündüm sanırım.

Mengen’e yatılı okula gidince Pazarköy’ün aslında çok da büyük bir yer olmadığına kanaat getirmiştim, bu sefer oraya adapte olmaya çalışıp başka bir rüzgarın etkisine kapıldım.

Ankara’da liseye başlayınca, okyanusta yüzme bilmeyen balık gibi, yakın bulduğum herkese ve her fikre yapıştım, bir yer edinebilmek için içinde bulunduğum toplumda.

Dünyam büyüdükçe ben küçüldüm, bir hiç olmadığımı ispatlamak zorunda kaldığım zamanlar, kendimden, özümden en fazla feragat ettiğim zamanlardı.

Başkaları gibi konuşan, başkaları gibi yaşayan, çarkın bir dişlisi, düzenin bir tetikçisi, kullanılmaya müsait bir nefer olmuştum artık.

İş hayatına geçtiğimizde, hayatın öğrencilik yıllarında olduğu gibi sloganlardan ibaret olmadığını öğrenmiştim, küçücük menfaatler için dostların alınıp satıldığı bir pazardı gerçek hayat. Düzene uyduk bir zaman biz de.

Yurtdışında çeşitli ülkelerde çalışma imkanı oldu bir süre, işte dönüm noktası, dank! dedi kafa…

Dünya’nın büyüklüğü içinde var olabilmek için herkes gibi değil, kendim gibi olmam lazım geldiğini anladım.

Tanıdığı insanlar iki elin parmaklarını geçmediği günlerde sığır guderken, bir bazlamaca kuru soğanı katık ettiğim, hayalimin sınırı karşı dağlar kadar olduğu günlerin huzurunu hiç bulamıyordum.

Evet köyden çıktıktan sonra ben hiç ben olmamıştım, insanı değerli kılan da kendisi olabilmesiydi.

Artık tek hayalim köye dönebilmekti, gidemedigim cenazelerden geçtim… öldüğünden bile haberimin olmadığı yakınlarım vardı… Köy o köy değil, ben o ben değil, çoluk çocuk olmuş, şehirde düzenkurulmuş, en çetin mücadele başlamıştı artık.

Sonunda gelebildim köye şükürler olsun, ama ben gelmeden şehir gelmişti köylere.

Suçlusu şehir sevdasıyla köyden çıkıp her rüzgara göre rota değiştiren bendim tabiki de.

Tarlaları boz etmişiz, ocakları toz etmişiz, yürekleri köz etmişiz, geç anladım.

Çocuklarımıza evler arabalar bırakacağımıza keşke köyümüzü, özümüzü birakabilseydik. Dünyayı tanıtmadan önce yöremizi töremizi tanıtsaydık diyorum, ama geç olduğunu da biliyorum.

İnekten korkan, böcekten ürken, tarla ekmemiş, fidan dikmemiş, lütfen ziyarete gelen, yöremize turist çocuklarımız, bizim eserlerimiz…

Doğulu gibi halay çeken, Karadenizli gibi horon tepen, bozkırlı gibi bozlak dinleyen, Ankaralı gibi düğün yapan, İstanbullu gibi tatil yapan, akdenizli gibi yemek yiyen, özünden bihaber, köklerinden kopmuş bir nesilin mimarları olmanın hüzünü yetiyor bana.

Bunun gibi öznesi aynı olan hikayeler benim değil bizim nesilin hikayeleri.

Bizmi kayıp nesiliz, yoksa neslimizi mi kaybettik…

Misafir Kalem – Recai Saygı

YORUMLAR

  1. Şaban DEMİR dedi ki:

    Gerçekler acıdır derler. Recai bey kardeşim, siz de gerçekleri göz önüne sermişsiniz. Malesef durum böyle. Ben de senin gibi, ilkokul dan sonra köyümden ayrıldım. Okul yıllarımdan sonra askerlik,iş derken, Ankara’ya gelince Köyüme yaklaşmanın heyecanını yaşadım. Nüfustan kütüğümü Ankara’ya aldırmayı bile hiç düşünmedim. Aldırırsam, sanki Mengen le bütün bağım kopacakmış gibi geldi.Çocuklarım da Mengen’e gelip gitsin, onlar da Mengenliyim diyebilsinler diye yıkılmaya yüz tutmuş, 90 yıllık ahşap evin yerine bir ev yaptım. Peki, şimdi tadını çıkara çıkara köyümde kalabiliyormuyum ? Nerdeee. Canım cennet istiyor ama, günahlarım bırakmıyor, demiş ya adam. ancak misafir gibi, 3-5 günlüğüne gidip geliyoruz. Buna da şükür, kapısını açacak bir evimiz var.
    Yazınızı,aynı duyguları paylaşarak okudum. Yüreğinize sağlık. Selamlar.
    Bu vesileyle, bizleri sitesinde buluşturan Hüseyin VARLIK kardeşime de Cenab-ı ALLAH’tan Rahmet diliyorum.