Hikaye anlatıcıları………
2024 yılını Cenevre’de güzel bir etkinlik ile sonlandırdık.
Biz Avrupa’da yaşayan Türkleri ülkemizin sanatı ve kültürü ile buluşturan, bizi düşünen ve sanat ile aramızda köprü olan organizatörler benim güzel dostlarım Havva ve Hakan sayesinde ülkemizin güzide insanları ile tanışma fırsatı bulmak büyük şans. Hayatın tesadüfleri yoktur derim ya hep, yollarımızın kesiştiği insanlar da bu düşüncemi doğruluyor. Yine bir iyilik için yapılan ve sonunda ihtiyacı olanlara dokunanlarda bu sefer kocaman yürekli Sunay Akın vardı…
Uçaktan inince yorgun olduklarını ve dinlenmek isteyeceklerini düşündük fakat ilk sorusu eski oyuncaklar ve kitaplar bulabileceği sokak pazarları ve sahaflar oldu.. Cenevre’nin eskici pazarında soluğu aldık. O kadar soğuk olmasına rağmen Sunay hocamın gözleri ilgi alanında olan tarihi oyuncakları hemen yakaladı. 1900’lü yıllara ait birkaç parça değerli oyuncağı İstanbul Oyuncak Müzesi’ne götürmek için satın aldı. Akabinde sahaflara gittik; ben yoruldum fakat o kadar kıymetli bir insana eşlik ediyordum ki, içimdeki yoruldum sesinden utandım. Çünkü bitmek bilmeyen enerjisi ile sahafta dizlerinin üzerine çöktü ve 1700 yıllarına ait kitapları inceledi. Kardan adamın tarihini anlatacak eserler aradı… Ayaklı bir ansiklopedi vardı yanımda. Asistanı Samet‘e bir ara sordum, ‘akşam iki saatlik gösteriye çıkacak, gece de İstanbul’dan çıktınız…acaba öncesinde uyumak ister mi‘ diye.. ‘Gündüz hiç uyuduğunu görmedim, sanmıyorum’ dedi… Anladım ki ayaklı ansiklopedi olmak bunu gerektiriyordu ve gerçekten her şeyi içinden gelerek büyük bir şevk ile yapıyordu. Bütün bilgiler yaptığı araştırmalara ve okuduklarına dayanıyor. Müthiş bir hafıza ve güçlü bir beyin. Kendisine çok sağlıklı ömürler diliyorum. Güzel ülkemizin böyle kıymetli insanları iyi ki var. Her daim olsunlar.
Gelelim esas konuya.. Bütün hikayeleri bilgi ve belgelere dayanan hikaye anlatıcısı Sunay hocamla nihayet oturup biraz sohbet etme zamanımız olunca ben her zaman ki gibi konuyu getirdim Bolu’ya.. Ve döküldü hocamın o tatlı ses tonundan bizim memleket hakkında ki sözleri. Bir Bolulu’ya sarayın mutfağının emanet edilmesi öyle güzel yemek yaptıkları için falan değildir, yoksa reçeteyi önüne koyduğun herkes iyi kötü yemek yapabilir. Burada söz konusu olan güvendir… Güvenilir insan olmaktır. Bolulu bir aşçı orda güveni temsil eder. Tıpkı üzerlerindeki bembeyaz kıyafetler gibi. Osmanlı saraylarında o güveni kazanmak ve kendini bir aşçının yaptığı yemeklere teslim etmek herkes için mümkün değildir. Zihinsel ve fiziksel sağlığımız yediklerimize bağlı ise, saray mutfaklarından cumhuriyete ve günümüze uzanan mutfak kültürü ve lezzetli yemekleri bugün temsil eden bir memleketimiz var. Mutfağın kalbindeki Mengen ‘live Bolulu aşçılar bizi her zaman gururlandırmıştır. Bunları bir üstattan duymak güzeldi. Sahaların hikaye anlatıcısından, mutfağın hikaye anlatıcılarına uzandık…
Sonra düşündüm bu konuda çok eksiğiz. Sunay Akın’ın müzecilik konusunda ki emeklerini ve çabalarını görünce hicap duydum. Kıymetli büyüğümüz Yurdaer Kalaycı bu konuda çok emek verdi. Gerek mutfak sanatları merkezi ile gerek bu konudaki paylaşımları ile ilimize değer kattı. Fakat şarkılı türkülü festivaller kültür ve sanat adına yapılan somut adımlardan daha fazla sansasyon yaratıyor ne yazık ki. Bu meslek adına yapılacak bir müzeyi Bolu’ya mutlaka kazandırmalıyız. Siyasi ayrımcılığı bir kenara bırakıp birlikte yapabiliriz. Dünyada lezzeti ve güveni bir arada temsil etmek ne kadar gurur verici ise, bunu müze ile taçlandırmak çok daha ötesine gittiğimizi gösterir…
Sağlıklı ve huzurlu bir yıl temennisi ile….
Filiz Sarıkaya Yılmaz
Kaynak: Bolununsesi.com
Çok değerli bir yazı… Emek ve paylaşım için teşekkür ederim.