Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mengen °C
(<)img src="https://placehold.it/120x600">
deneme kod arasında img'den önce ve en son (<)kapama işareti arasında boşluk olmayacak < img src="https://www.5banners.com/store/img/cms/00102.gif" >

BU DÜNYADAN ŞAHİDE ERDOĞAN GEÇTİ! – Taner KAYNAR

29.09.2025
4.858
A+
A-

BU DÜNYADAN ŞAHİDE ERDOĞAN GEÇTİ!

Onun öyküsü, yalnızca onun değil, çilekeş bir kuşağın kadınlarının öyküsüdür. Fedakar, cefakar, tüm varlığı ve gücü ile ailesine, çocuklarına adanmış bir hayatın öyküsü. Ve adanmışlığı kadar da sessiz, kendisi için hiçbir şey istememiş, istemeyen kadınlarının öyküsü.

O kuşak ki, gündelik hayatında ihtiyacı olan her şeyi kendisi üretmiş, hazırda hiçbir şey bulamamış/alamamış, zamanı hayata yetiştirememiş bir kuşaktır. Çocukluğunda anne-baba ardında tarlada taban da elinden geldiğince iş yapmış, anne tarlada-bostanda çalışırken evde kardeş bakmış, kardeş büyütmüş, yemek yapmış, bulaşık yıkamıştır. Köyde okul var ise ancak ilkokul sonuna kadar okumuş, köyde okul yok ise yakın köydeki okula, gidip gelirken başına bir şey gelir, diye okula gönderilmemiştir. Ergenliğinden hemen sonra evlenmiş, çocuk yaşta kucağına ilk yavrusunu almış, baba evinde altında ezildiği işlerin katmerlisi ile kendi evinde baş etmeye çalışmıştır. Baharla birlikte öküzlerin başında çift sürmüş, ekin ekmiş, fide dikmiş, bostan kazmıştır. Yaz olmuş sırtında çocuğu ile bostan sulamış, kışlığını hazırlamış, güz olmuş ekin biçmiş, sap toplamış, harmanda düven sürmüş, tınaz savurmuştur. Dere damında elini bile süremeyeceğin soğuklukta buz gibi suyla buğday yıkamış, su değirmeninde buğday öğütmüş unundan, nişastasına, bulguruna, keşkeğine kadar kendi üretmiştir. Pazardan para ile aldığı bir kilo şeker ile çaydır. Kış olmuş, ocak başında eski kıyafetlerden kesmiş/biçmiş/dikmiş çocuklarına eskilerden yeni yapmıştır. Gün olmuş dünyayı doyurmuş, ama yaptığı yemeğin tadına bile bakamamıştır. Benim yazarken, okuyucunun okurken yorulduğu bu mücadele de bir gün bile öf dememiştir. Kendisi okuyamamış ama sonuna kadar okutmuştur. Hayat arkadaşının hemen yanında, arkasında, dağ gibi durmuştur.

O çilekeş kuşağın kadınlarının “tarlada izleri çok, ama harmanda sözleri yoktur”. Hiç sorulmamıştır. Ve hiç sormamış, sorgulamamış, kabullenmişlerdir. Çoluk-çocuk, aile iyi olsun, mutlu olsun, sağlıklı olsunda varsın onların harmanda da, hayatta da sözleri olmasındır.

Onlar, sessizliğin sedasıdır.

Onlar “dünya işi bu, hiç bitmez”in ispatı, tanığı, ve hatta kendisidirler.

Onların hikayesi, uzak yoldan gelen erinin önüne tel dolaptan süt çiğini, kilerden mısır unu ile bulamaç edip ocak başında kavurup koyan “hoş mu erim?” lerin hikayesidir.

Onların hikayesi, yün çilesinden örülen hırkanın, hırkanın söküğünden örülen paspasın hikayesidir.

Onların hikayesi, çuldan dokunan kilimin, eskisi gözenen çorabın hikayesidir.

Onların hikayesi, dibek taşında dövülen keşkeğin, su değirmeninde öğütülen kavutun, dere damında kille yıkanan çamaşırın hikayesidir.

Onların hikayesi, gergefte işlenen telli poğun, ocakbaşındaki sedirin, ot yastık üstündeki kaneviçenin hikayesidir.

Onların hikayesi, kara sabanla sürülen tarlanın, harmanda düven ile ezilen sapın, rüzgarda savrulan tınazın hikayesidir.

Onların hikayesi, nakışlı poğ ile burun çorabın hikayesidir.

Onlar bir devrin cefasını çekmiş, sefasını sürmemiştir. Onların hikayesinde sabır taşı çatlar, onların sabrı çatlamaz.

Onların hikayesi, bostanda yapılan tereyağlı bulgur pilavının, ocakta gömülü cevizli kül kömeci ile kaklıkta serili bestilin hikayesidir.

Onlar ki dünyayı doyurur, dünyaya bakarlar. Onların hikayesi, divanda yatan kaynana ile beşikteki torunun hikayesidir.

Gün gelir ki çoluk çocuk evlenir hayatını kurar, torun torba büyür hatta onlarda çoluk çocuk sahibi olurlar. Herkes işinde gücünde, bir başka zamanın, başka bir dünyanın hayat mücadelesindedir. Bayramlarda, cami avlusu gibi ayakkabı dolan evin avlusunda ayakkabılar tek tüktür artık. Gün gelir anne-babaya veda edilir. Gün gelir kardeşine, ahretliğine veda edersin. Ve gün gelirki uğurladığın, ömrünü beraber geçirdiğin hayat yoldaşındır. İspatı olduğun “dünya işi bu, hiç bitmez”in tersine, artık dünya işi bitivermiştir. Yetiştirecek hiçbir iş kalmadığı gibi, zaten işe yetecek güç kuvvet de kalmamıştır bedeninde. El, ayak çekilir. Uzun bir sessizlik ve derin bir yalnızlık başlar. Dünyayı devirdiğin o işlerin hiçbirini sanki sen yapmamış gibi hatırlamaz olur, unutursun herşeyi. Belki de bile isteye unutmak istersin o ağır yükleri, veda etmeden hayata biraz da olsa rahat bir nefes almak için. Kendin için hayatta hiçbirşey istemeye zaten alışmamışsındır. Konuşmaz, sormaz, istemez olursun.

Ve ne yazık ki demir almak günü gelmişdir artık zamandan. Meçhule giden o koca gemi sessizce kalkmıştır dünya limanından. Ve onun koca bir ömürlük sessizliğine inat, bu kez sen haykırmak istersin  dünyaya var gücünle. “Bu dünyadan benim anne-annem geçti!!!” Sessizce… Varını, yoğunu, ömrünü sevdiklerine adayıp, kimseden tek birşey istemeden…

Selam olsun onlara. Bu devran döndüyse, ve bizler buralarda isek o fedakar kuşağın emeği sayesindedir. O çilekeş kuşağın sonsuzluğa uğurlanan tüm kadınlarının ve anne-annemin ruhları şad, mekanları cennet olsun.

 

TANER KAYNAR

28 Eylül 2025

 

 

SESSİZ GEMİ

“Artık demir almak günü gelmişse zamandan / Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol; / Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli / Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,

Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu! / Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler; / Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden, / Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.”

YAHYA KEMAL BEYATLI 

YORUMLAR

  1. Erol Aydoğan dedi ki:

    Helal olsun sana çocuk Ne güzel özetlemiş ne güzel yazmışsın Kutluyor Gözlerinden öpüyorum Merhumlarada rahmet diliyorum Mekanları cennet olsun

  2. Aydın YURTTAŞ dedi ki:

    Mekanları cennet olsun. Umalım ki haklarını helal etmiş olsunlar. Bizden yana zaten helal olsun.

  3. Yaşar Turan dedi ki:

    Taneciğim çok güzel anlatmışsın ,bu zor ama bereketli hayatı emeğine ,kalemine sağlık ,mekanları cennet ruhları şad olsun inşallah.Selamlar

  4. Ali İhsan Karban dedi ki:

    Taner bey şahinde hanım gibi bayanların hikayesi o kadar çokki anlatmaya zaman yetmez ve bir çift yün coraba gelin olan bayanlar var hatta köylerde hayvanı çok olanlara kızlarını vermek isteyen aileler varmış Taner bey böyle konuları açtığın için sana teşekkür ederim

  5. Şemsettin Gürtürk dedi ki:

    Çok güzel bir yazı. Kaleminize ve yüreğinize sağlık. Yazıda adı geçen hemşehrimizi saygı ve rahmetle anıyorum.

  6. Kazım Şenol EFE dedi ki:

    Kalemine, gözüne, gönlüne, hislerine sağlık. 60/70 kuşağı herkesin duygularına tercüman olmuşsunuz. O dönemi nekadar güzel ifade etmişsiniz.
    Teşekkürler🙏