Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mengen °C
(<)img src="https://placehold.it/120x600">
deneme kod arasında img'den önce ve en son (<)kapama işareti arasında boşluk olmayacak < img src="https://www.5banners.com/store/img/cms/00102.gif" >

MENGEN’DE ANILARA YOLCULUK – AŞAĞIKİ OKUL & YUKARIKİ OKUL – TANER KAYNAR

26.04.2025
3.049
A+
A-

BİR 23 NİSAN HİKAYESİ

BELLEĞİMİZE İZ BIRAKANLAR – Çocukluk Rekabeti, Cumhuriyet Coşkusu: AŞAĞIKİ OKUL & YUKARIKİ OKUL – Taner KAYNAR

 


Editör Notu:
Bu yazı, yazarının çocukluk anılarından ve Mengen’de yaşanan 23 Nisan coşkularından ilham alınarak kaleme alınmıştır. Anlatımlar, dönemin samimi atmosferini ve çocukluk masumiyetini yansıtırken, geçmişin değerlerini ve bugüne taşıdığı anlamı okuyucularla paylaşmayı amaçlamaktadır.


 

Tarihsel olarak insanoğlu, avcı-toplayıcı hayattan, tarım toplumuna geçtiği günden bu yana biriktirmeye başlamış. Önceleri kışlık yiyeceğini, yakacağını biriktirmiş. Paranın hayatına girmesiyle para biriktirmiş. Yalnız onları mı? Sevinçlerini, üzüntülerini, hayal kırıklıklarını, umutlarını, ve anılarını da biriktirmiş. Bende biriktirdim. Ve, yalnızca bende kalsın istemedim. Bir 23 Nisan günü, biriktirdiklerimi sizlerle paylaşıp, bir anlık da olsa sizleri çocukluğumuza götürüp biraz gülümsetmek, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınızı bu yazı vesilesi ile kutlamak istedim.

Neresi aşağısı, neresi yukarısı, nereden baktığına bağlı elbette. Ama Atatürk İlkokulu görece daha yüksekte yer aldığı için Mengen’lilerin dilinde Yukarıki Okul, Cumhuriyet İlkokulu da Aşağıki Okul idi. Günlük konuşma dilinde hiç kimse okulları gerçek isimleri ile anmazdı. Yalnızca bu isimler değil elbette benim sizlere ansımsatacağım, Çoçukluk zamanlarımızın en heyacanlı, en tatlı, en kıyasıya rekabeti. Aşağıki Okul, Yukarıki Okul rekabeti… Ben de bir Aşağıki Okullu olarak anlatmaya çalıştım bu rekabeti. Bakalım nasıl görünüyormuş?

Birinci sınıfı ve ikinci sınıfın yarısını Kuzgöl köyünde birleştirilmiş sınıfta okudum. Birleştirilmiş sınıfta neymiş diyenleriniz olabilir. O zamanlar, genelde köy okullarında, öğrenci sayısının az olmasından kaynaklı olarak 1-2-3. Sınıflar tek bir öğretmen ile tek bir sınıfın içerisinde, 4-5. Sınıflar yine tek bir öğretmen ile tek bir sınıfın içerisinde eğitim görürlerdi.  Öğretmen sınıfın bir tanesi ile ilgilenirken, diğer sınıflar o anda kendilerine verilen anlık ödevleri yaparlardı. Sonra diğer sınıflara gelirdi öğretmenin ilgilenme sırası, ve bu döngü böyle devam ederdi. 2. Sınıfın ortasında Mengen’e geldim. Mengen’i ortadan ikiye bölen eski Zonguldak Yolu ve Atatürk caddesinin doğusu Yukarıki Okula batısı ise Aşağıki Okula giderdi. Evimiz batısında yer aldığı ve annem’de Aşağıki Okul’a tayin edildiği için beni de Aşağıki Okula yazdırdılar.

O zamanlar Aşağıki Okul’un Müdürü, daha sonraları Belediye Başkanlığıda yapan, rahmetli Erhan Gürsoy öğretmenimizdi. Babam beni Aşağıki Okula yazdırırken, Erhan Gürsoy öğretmenimiz müdür odasında bana “okulun nüfusu yeterli olsa, sana 808 numarasını okul numarası olarak verecektim” demişti saçımı okşayarak. 808’in hikmeti, babamın 1973 model tek kapılı Anadol marka arabasının plakası 06 HU 808’den gelmekte idi. Yetişkinlerin sohbetlerinde hep bir araba muhabbeti o zamanlar. Plakalarda bu muhabettin aksesuarı. Zaman, Murat 124, Murat 131, Renault 12, ve Anadol’ların yollarda gezdiği, insanların isminin arabaları ile yada arabalarını anımsatacak halleri ile anıldığı dönemlerdi, Diyomutçu Hüseyin (Diyomut = Amerikan “Diamond-T Truck” marka kamyon), Enter Arif (Enter = Amerikan “International Harvester” marka kamyon), Jet Yaşar (hızlı araba kullanmasından dolayı) ve daha ismini sayamadığım niceleri. 808 olmadı, okul numaramı 165 olarak verdi Erhan Gürsoy öğretmenim. Ondan sonra benim favori plakam 14 TK 165 oldu. Her yere kazıdım bu plakayı yakarak, kızağıma, tornetime, yapabilsem mavi pinokyo bisikletime de asacaktım aynı plakayı.

Derken 2. Dönemin başında bir heyecan okulda. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı yaklaşıyor. Tüm Aşağıki Okul hummalı bir hazırlık içinde. Bando takımı seçmeleri başladı. Tülay Ünlübilgin öğretmenimiz sordu sınıfta, kimler bando takımına katılmak ister diye. Neredeyse bütün sınıf ayakta katılmak için. Nefesi kuvvetli olanlar borazan takımına, ritim duygusu olanlar trampet takımına, babayiğitler arkada neredeyse bizim kadar büyük olan davul ve zile, son sınıflardan akrobasi yanı kuvvetli, gösterişli bir arkadışımız da en önde Majör’lüğe. En büyük takım trampet takımı. Çoğumuzun eline birer trampet verdiler, büyük sınıflar bizi çalıştırmaya başladı. Kulakları çınlasın, Şenay Aksu beni çalıştırmıştı. Ama nafile, beceremedim ben ilk denemede. Beni almadılar bando takımına o sene. Hırs yaptım. Bütün yaz elimde bir teneke, trampet çaldım bahçelerde. Mahalleli benden az çekmedi. Bütün yaz “Sol, Sol, Sol p…….ler Sol. Siz ananızdan siz babanızdan hiç terbiye görmediniz mi Sol!!!” Komik ama ritim bu. Vur babam vur tenekeye, bütün bir yaz boyu. Neyse ki bir sonraki sene girmeyi başardım bando takımına da mahalleli rahat bir nefes almıştı.

Yazları eğlencemiz tornet, yani el yapımı tahta “Scooter”. Tüm tamircileri gezerdik çıkma rulman bulacağız diye. Rulman değerli tabii öyle kolay ele geçmezdi. Üç tane bulduk mu tamam. Büyük olan rulman öne, iki küçük rulman arkaya, öne arkaya iki tahta dingil, ortaya uzun bir tahta da şasisi, al sana bir tornet. İlk tornetimi Kenan Yıldız ile birlikte yapmıştık bizim bahçede. Ben döşeme bile yapmıştım sonradan tornetimin üzerine, kumaş ve pamuktan, rahat oturayım diye. Çarşı Camii sinin yanıda, tepede yer alan Eski Pazar yerinin orta yerinde üzeri kapalı, altı yağ gibi düz betondan pazar tezgahı alanları vardı. Tam bizim tornetlere göre. Gölge ve dümdüz. Fakat o meret öyle bir ses çıkarırdı ki binerken cayır cayır, çevredeki esnaf bir süre sonra kovalardı bizi oradan. Haydi aşağıya Yaman Sineması karşısındaki yaya kaldırımına. Bu sefer mahalleli ayağa kalkar. Biz elimizde tornetler bir oradan bir buraya.

Eylül gelip okullar açıldı mı ilk ciddi hazırlığımız 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’na olurdu. Bir hafta öncesinden okul bahçesinde provalar başlardı. Hepimiz trampetlerimizin arkasına, borazanların kurdalelerine isimlerimizi yazardık karışmasın diye. Cumhuriyet Bayramına tüm okullar katılırdı, biz ilkokulların rekabeti, liselilerin arasında çok göze batmazdı. Atatürk Caddesi başında yer alan Eski Hükümet Konağı önünde olurdu o zamanlar bayram gösterileri. Henüz stadyum yapılmamıştı. Eski Zonguldak yolundan Atatürk caddesine doğru, uygun adım resmi geçit törenleri…

Ara tatilin adı bizim dilimizde onbeş tatildi. Tam onbeşgün tatil. Muhteşem. Eğer birde kar yağarsa onbeş tatilde, değmeyin keyfimize. Bu sefer elimizde kızaklar. İki meşhur yerimiz vardı kızak kaymak için. Bir tanesi eskilerin et pazarı dediği yer(eskiden hayvan pazarı imiş) şimdiki Y. Karbancıoğlu yokuşu ile eski Zonguldak yolu arasında evlerin bahçe aralarından geçen yokuş. Y. Karbancıoğlu yokuşundan bindik mi kızağa direk aşağıdan eski Zonguldak yoluna çıkardık. Fakat bu sefer de Cami cemaati ile bir mücadele başlardı. O ara yol, mahallenin büyüklerinin camiye gittiği kestirme yol. Onlar söylene söylene soba külü dökerlerdi bizim kızak güzergahına, kaymasında yürüyebilsinler diye, biz de su dökerdik onların arkasından donsunda daha iyi kayalım diye. Sizce bu mücadeleyi kim kazanırdı dersiniz? Elbette ki biz!! Onlar günde beş vakit, biz günde her vakit.

Et pazarı olmaz ise Jandarma karakolu yanındaki kargalar doruğu mevkii idi durağımız elimizde kızaklarla. Bu güzergah daha uzun ve engebesiz idi. Bütün mahallenin çocuğu bağır çağır bir hengame. Fakat bu sefer de Jandarma lojmanlarından gürültü oluyor diye şikayet, haydi bakalım et pazarına tekrar. Elimiz ayağımız buz kesene, üstümüz başımız o soğukta göl gibi ıslanana dek kızakta biz. Sonra, evde havuç gibi kızarmış burunlarla sobanın etrafında ısınmaya çalışırdık. Öyle ciddi hasta olduğumuzu da hatırlamam.

Aşağıki Okul, tek katlı, yüksek tavanlı, yüksek camları, uzun koridor kenarında sıralanmış “Cumhuriyet” gibi aydınlık sınıfları. Sınıfların tabanı ahşap tahta kaplı, tahta sıralar ve her sınıfta bir uzun silindirik tuğlalı emaye soba, hemen kapının girişinde. Uzun koridorunun tabanı üzeri cilalı mozaik kaplama. Tenefüslerde cilalı mozaik kaplama koridorda 5. Sınıfın önünden kaptırıp bir koşmaya başlarsın, 1. Sınıfın önüne kadar. Tam 1. Sınıf önünde ayaklar açık bir fren, kızak gibi kayarsın. Arkadan nöbetçi öğretmen bağırır “Oğluumm Koşmaaa!!!” Nafile, biz çoktan arka kapıdan dışarıda, bahçede. Bahçede bir tane kaydırağımız vardı yalnızca. Kum havuzunun üzerinde tek ayak genişliğinde dar tahtalardan denge köprüsü. Üzerine çıkar birbirimizi iterek düşürmeye çalışırdık kum havuzuna. Kızların en popüler oyunu sek sek, erkeklerinde misket idi. Okulun öbür ucunda etrafı çit çevrili, içinde süs havuzu olan, çiçekler dikilmiş öğretmenler bahçesi. Oraya girebilmek için can atardık, ama girmemiz yasaktı.

2. dönem açılışından bir süre sonra yine 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı hazırlıkları başlardı. 23 Nisan bayramları biz Aşağıki Okul ve Yukarıki Okullular için süperlig derbileri gibiydi. Okullar tüm hünerlerini sergilerlerdi. İlmek ilmek örülen bir emek ve heyecanla hazırlanırdık bayramlara. Bayram günü her zamankinden çok daha erken giderdik okula. İçimiz kıpır kıpır. Siyah önlükler giyilmiş. Kızlarda ütülü beyaz dantel yakalıklar, erkeklerde beyaz kolalı yakalıklar, bando takımında olanlar kırmızı beyaz kıyafetleri, başlarında beyaz kepleri ile. Öğretmenlerimiz de sanki defileden çıkmış gibi giyinirlerdi. Bayan öğretmenlerimizde döpiyesler, yüksek topuklu ayakkabılar, boyunda fularlar, yakada çiçekler. Erkek öğretmenlerimizde bıçak gibi ütülü takım elbiseler, kıravatlar. Rekabet biz öğrencilerde değildi yalnızca. Herkeste idi. Mengen Halkı bir meraklı, hangi okulun öğretmeni daha şık giyinmiş, hangi okul daha iyi yürümüş, hangi okulun bandosu daha gür çalmış, hangi okulun halk oyunları gösterisi, şiirleri, konuşmaları daha güzelmiş vs. vs.

Bir 23 Nisan günü, bu sefer stadyum açılmış, törenler stadyumda. Aşağıki Okuldan bando takımı ile çıktık, stadyuma uygun adım marş, gidiyoruz. Şimdiki Şelale Pastanesi(ki o zaman Yılmaz Pastanesi idi) ile Varlık Kasabın arasındaki sokaktan Atatürk Caddesine çıkacağız. Tam o köşede Yukarıki Okul ile karşılaştık. Tabii bu bizim için boğaya kırmızı bayrak göstermekle eşdeğer idi. Yukarıki Okulu bando sesi ile bastırmanın tam sırası bizim için. Majör, Yakar Çam yerinde say komutu verdi, biz uygun adım yerimizde sayıyoruz sokak arasında, bizim bando çalıyor, Yukarıki Okul Beşler köprüsü tarafına doğru önümüzden geçiyor. Trampetlere vuruyoruz patlayasıya, borazanların sesi füze gibi çıkıyor. Biz dar sokakta iki yüksek bina arasında avantajlıyız. Biz beş vuruyoruz ses on çıkıyor yankıdan. İki okulun bando sesleri birbirine karıştı, caddeden uygun adım geçen Yukarıki Okul örencilerinin ayakları şaştı. Yarısı bizim bandoya yarısı kendi bandolarına ayak uydurmaya çalışıyor. Bizde keyif tavan!! Kendimizden geçiyoruz, trampetler delinecek, elimizde kalacak neredeyse. Tam o sırada Emine Gürsoy öğretmenimiz (Cumhuriyet İlkokulu Müdürümüzdü) bandonun en önünde, yanda. Baktı olmayacak bu iş, duruma müdahale etti. Bizleri bir el hamlesi ile susturdu. O anda içimizden çok kızmıştık kendisine. Çok büyük bir fırsatı elimizden aldı diye J.  Ama bu iş burada bitmezdi. Stadyumda kaldığımız yerden devam. Aşağıki Okuldan bir öğrenci çıkıp şiir okusa, Aşağıki Okul öğrencilerinden alkış, ıslık, bizim bando trampetler, borazanlar, ziller, davullar gümbür gümbür. Yukarıki Okul dan bir arkadaşımız çıkıp şiir okusa, bizim bando sus pus, Aşağıki Okullulardan ses yok tısss. Yukarıki Okul da yine aynısını bize yapardı. Şimdi bile her duyuşumda içimi titretir o bandoların sesi ve beni alır çook uzaklara götürür. Artık o sesler sustu, duyamaz olduk çok uzun zamandır.

Aramızdaki rekabet yalnızca bayramlarda değildi. Bilgi yarışmalarında, 5. Sınıf sonunda yapılan Anadolu Liseleri / Devlet Parasız Yatılı Okul sınavlarında, rekabet her yerde idi. Hangi okul bilgi yarışmasını kazanmış, hangi okuldan kaç kişi sınav kazanmış, hangi okulun öğrencileri sınavlarda daha başarılı olmuş vs. vs. Bu amansız yarışta Sevgili Olcay Oktay bu rekabetin tamda orta yerinde kalan, içimizde en zor sınavı veren arkadaşımızdı. Zira Olcay’ın babası, rahmetli Mustafa Oktay öğretmenimiz Yukarıki Okulda görev yapardı. Annesi, yine rahmetli Bircan Oktay öğretmenimizde Aşağıki Okul da görev yapardı. Olcay da bu Aşağıki Okul – Yukarıki Okul rekabetinin tam arasında kalırdı.

Adil rekabet iyiliği, güzelliği, kaliteyi, başarıyı getirir. Haksız rekabet ise bölünmüşlük, ötekilik, dışlanmışlık yaratır her ortamda, ve sonucu vasatlıktır. Bizimkisi adil bir rekabet idi. Onun için keyifli olduğu kadar bütünleştirici, birleştirici, içimizdeki potansiyeli ortaya çıkaran, bizlerin yetişmesinde çok olumlu etkileri olan bir yarış idi. Bu yarışı yaratan, içimizdeki potansiyeli ortaya çıkaran tüm öğretmenlerimizi saygı ve sevgi ile anıyorum.

Sonrasında ortaokulda bir araya geldik tüm Yukarıki Okul kadrosu ile. Hemen kaynaştık, kardeş olduk. Rekabet bu sefer hep birlikte diğer ortaokullara karşı başladı, biraz daha büyümüş ve ergen halimizle birlikte heyecanı azalarak.

Bu arada yanlış anlaşılmasın, bizim rekabetimiz Aşağıki Okul, Yukarıki Okul rekabeti idi. Cumhuriyet İlkokulu ve Atatürk İlkokulu rekabeti değildi. Zira Atatürk ve Cumhuriyet rekabet etmez. Atatürk’süz Cumhuriyet, Cumhuriyet’siz Atatürk olmaz. Atatürk ile kalın, Cumhuriyet ile kalın, hoşçakalın…

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun.

Taner KAYNAR

23 Nisan 2025, ANKARA  

 

YIKILAN CUMHURİYET İLKOKULU BİNASININ ARDINDAN

Malesef Mengen ve Mengenli, tüm yetkilileri ile birlikte Eski Cumhuriyet İlkokulu binasını koruyamadı. Bu kusura ve eksiğe en başta kendimide dahil etmeliyim. Yıkımın önünde durup direnmeliydik. Okul olarak kullanılmasa bile, birçoklarımızın anılarını barındıran bu bina Cumhuriyet dönemi tarihi okul yapısı ile çok güzel bir kent müzesi olabilirdi. Yüksek tavanlı, ahşap kaplı sınıflarının herbirinde Mengen kültüründen bir kesit sergilendiği. Mesela bir sınıfında kına gecesi, tefleri ile nakışlı, telli poğlarından, üç eteklerine, allarına, feslerine, kuşaklarına, saltalarına, peşkirlerine, nakışlı çoraplarına, mesela bir sınıfında köy odası, ocağı ile, yüklüğü ile, cağlığı ile, beşiği ile,  sedirlerinden, ot yastıklarından kaneviçelerine, sergilerine. Mesela bir sınıfında Mengen mutfağı, ekmek teknelerinden, bisliyaçlardan, yaslıyaçlardan, eysıranlardan su ibiriklerine, bakır tepsilerine, güğümlerine, tahta kaşıklarına.

Mesela bir sınıfında harman yeri, ponduruktan, zevlesine, sabanına, çekülüne, düğenine, anazutuna, diğrenine, çizgisinden üngendiresine, sap arabasına, ebsitine, tekerine.

Birçok genç arkadaşımın burada yazılan bazı cisimlerin ne olduğunu anlamadığını duyar gibiyim. Bunu çok normal karşılarım. İşte tam da bu, bir kent müzesinin eksikliğini ve gerekliliğini ortaya koyuyor. Toplumlar tarih bilinci ile yaşar ve ayakta kalırlar. Bu yazılanlar görsel olarak envanterleri ile bir müzede sergilenmeli ki Mengen, kültürü ile ayakta kalabilsin. Bu yazı vesilesi ile buradan en başta Mengen Belediyesine, İl Genel Meclisinin Mengenli üyelerine, mahalle muhtarlarımıza ve sivil toplum örgütlerine çağrımız olsun. Mengen’de, Mengen tarihi ve geleneğini, mimarisini yansıtan bir Mengen evinde bir kent müzesi kurulsa, bu kent müzesi yalnızca giyim kıyafet, yaşam araçlarını, yaşam kesitlerini değil, aynı zamanda Mengen şivesini/ağzını, tarifleri ve hikayeleri ile Mengen yemeklerini, eski Mengen fotoğrafları ile Mengen tarihini, yine fotoğrafları ile Mengenlileri, toplumda yer etmiş karakterlerini yansıtan tam bir Mengen envanteri olsa güzel olmaz mı?




YORUMLAR

  1. Cafer kaynar dedi ki:

    Tebrik ederim evlat çok güzel bir yazı kaleme almışsın baban olduğum ayrıca o dönemde öğretmen olduğum için çok gurur duydum sizlerle ne kadar gurur duysak azdır.Hepinize başarılar diliyorum

    1. Cafer Kaynar dedi ki:

      Çok güzel bir yazı kaleme almışsın bizi çok eski güzel günlere getirdin emeğine kalemine sağlık. Böyle çalışkan çocuklar yetiştirdiğimiz için ne mutlu bize hem senin baban olmak hemde ozamanda öğretmen olmak ne güzel bir duygu sizlerle nekadar gurur duysak azdır herşey gönlünüzce olsun

  2. turgut tabak dedi ki:

    Mükemmel…

  3. Hatice Yıldırım (Baysal) dedi ki:

    Taner abi sizi çok fazla hatırlayamıyorum. Fakat Soner abiyi hatırlıyorum.Cafer Kaynar ve Fatma Kaynar unutmadığım iki isim.Cafer Kaynar ablamın öğretmeni ,Fatma Kaynar benim öğretmenimdi.Unutulmayanlar iz bırakanlardır.Geçtiğimiz günlerde öğretmenim aklıma geldi.Nasıl nerelerde,tekrar bir araya gelip sesini duymayı onunla sohbet etmeyi çok isterdim.
    Kaleme aldığınız bu güzel yazı için çok teşekkür ederim.Paylaştığınız fotoğraflarla öğretmenime duyduğum özlemi bir nebze de olsa gidermiş oldum.