SONUN ARDINDA KALAN RÜYADIR: ELVEDA! – Filiz KALKAN
SONUN ARDINDA KALAN RÜYADIR: ELVEDA!
[Arkadaşlıklara]
Köşe başı.
Devamında uzanan sisli cadde. Karşıdan hızlı adımlarla yaklaşan, yitiveren dumanlı yüzler. Ve sonra hususi bir dikkat eliyle fark edilebilecek o bildik(?), o donuk çehre.
Yağmur yağıyor usuldan, içli içli, titreye titreye..
Bir yüz ki gördüğüm elindedir eprimiş maske. Bir yüz ki yok dedirten cinsten. Yağmurun sesini bastıran ya o nefes? Gözlerimde bir zamansız yanma; eriyip havaya karışmak arzusu o kederle..
Banktaki siluetin göğsüne bakarak irkilişi, varlığımın rahatsızlık delilidir. Derin bir yaradır ürperten; ondadır. Belli ki yadigâr, çağlayanlar yedekleyen peşi sıra. Yaradır, soluk benizlere malum. Yaradır, hem her nefeste açılır, sıyrılır, kanar. Nefes dedikse de naçar ‘ahh’ fısıltısı; duyabilene. Gözlerimin eleme bulanışı kaçınılmaz. Kaçınılmaz, gözlerimin suç üstülüğü. Elini siper ederek yarasına sislerin arasına karışan bu gölge, bir vehim midir yoksa bu ruhumdan esip geçen?
Yağmur yağıyor usuldan, içli içli, titreye titreye..
Yalnızlığımın boş sokaktaki rahatsız varlığı neticedir; bildim. ‘Evlere ne oldu? Ne ses var, ne bir ışık.’ Karanlık sokak, lambalarının ışığını boğar âdeta. Onu da bildim. Nice yalnızlıklar titretir bu yorgun sokaklar ve.
Derin bir soluk alıp üflemekte şimdi üşümüş avuçlarıma suskun ağzım. Nafile! Geri dönüşü var mıdır bu yolun? Ya bu sokak, o sokak mı? Ben, o ben miyim artık?
…..
Islanmışım. Saklanmadım, daha ıslandım. Hâlâ varım. Kaybolduğum yerde. Bir duvar dibinde. Yorgun yüzüm ıslak avuçlarımda. Bir ışık sıyrılıyorken parmaklarımın arasından göğsümde hıçkırık, dilimde sayıklamalara teslim anılar…
İçli içli, titreye titreye, yağmur yağmur kanıyor gözlerim..
…..
Alarm. 6.00.
Aralanmış gözlerim, ışıklanan güneşin. Şimdi doğrulduğum yatağım. Bu duvarlarsa, karşımda dikilen, benim odamın.
Bu bir rüya, bir san(r)ı dersen dinlemem. Bu, kabus da deme! Nekahet bittiğinde uyut beni anne!
Filiz KALKAN

Herkese dokunacak kadar güzel ve herkesin anlayamayacağı türden derin..