BİLİM KÖŞESİ (Murat ERDOĞAN)
BİLİM KÖŞESİ
Bilim insanları VII
Louis Pasteur
Louis, 27 Aralık 1822’de Fransa’nın Dole kasabasında dünyaya geldi. Geçimini dericilikle sağlayan Pasteur ailesi yoksuldu
Başlangıçta öğretmenlerin yönlendirmesiyle öğretmen olmaya karar verdi ve ünlü eğitim enstitüsü Ecole Normela Superieure’e başvurdu. Giriş sınavını kazanmasına rağmen matematik, fizik, kimyada derslere daha hazırlıklı başlamak için tahsiline 1 yıl sonra başladı. Amacı iyi bir öğretmen olarak yetişmekti. Ne var ki, tahsilini tamamladığında bütün ilgi ve şevkinin bilimsel araştırmaya yönelik olduğunu fark etti. Kristaller üzerinde ilk çalışmaları onu âdeta büyülüyordu. Öğrencisinin özgün düşünme ve kavrayış gücünü sezen dünya profesörü, onu basit araçlarla yeni kurduğu labaratuarına araştırma asistanı olarak aldı. Bu, genç bilim adamının hayal bile edemediği bir fırsattı. Çok geçmeden bilim çevrelerinin dikkatini çeken buluşları, bâzı tanınmış bilim adamlarının teşvikiyle Fransız Bilimler Akademisi’ne sunuldu. Pasteur böylece bilim dünyasında tanınmaya başladı.
Öğrencilerinden birinin ifadesiyle Pasteur’ün hayatımızı bugün de etkileyen buluşlarından biri de fermantasyondur (mayalanma). 1877’den itibaren bütün dikkatini Bakteriyoloji’ye çevirdi. Önce şirpenceyi, sonra tavuk kolerasını inceledi. Fransa‘ya hizmetiyle ne kadar övünse azdı. Çünkü kümes hayvanlarını ölümden kurtarmakla Fransa’ya ülkesinin 1870 savaşından sonra Almanya’ya ödediği paradan daha büyük bir servet kazandırdı. Önce kolera, şarbon(antraks) aşılarını buldu. Ve ikisinde de başarılı oldu.
Pasteur süt, tereyağı, peynir gibi hayvanî gıda maddelerinin mayasını bâzı bakterilerin yaptığını ileri sürerek bunu ispatladı. Mayalanma konusundaki buluşunun yanı sıra havada bulunan bakterilerin süt gibi içecekleri bozduğunu tespit etti ve bunları “pastörize” ederek bozulmamalarını ve daha dayanıklı olmalarını sağladı.
Sıra kuduz mikrobuyla uğraşmaya gelmişti. Korkunç bir hastalıktı kuduz. Bir kuduz hayvanının ısırdığı insanlar çâresiz şekilde kudurarak ölüyorlardı. Çocukluğunda bir köpek kendisini ısırmıştı. Pansuman yapan doktor ona hayvan ısırmalarıyla bulaşan kuduz hastalığından bahsetmiş; bu hastalığın tedavisinin mümkün olmadığını anlatmış; bu konuda çalışmalar yapıldığını, bir gün mutlaka bir hekimin çıkıp bu amansız mikrobu yenerek insanlığı kuduz illetinden kurtaracağını söylemişti. “İnsanlığa bu güzel hizmeti yapacak doktor ben olmayayım!” diye düşünmüştü Pasteur…
Bir sürü kuduz köpek üzerinde deneyler yapıyordu. Çeşitli kuduz mikroplarını çok büyük bir ihtirasla topluyor ve kuduz köpeklerin salyalarını kendi eliyle tüplere dolduruyordu. Nihayet serumu elde etti ve köpekler üzerinde başarılı oldu. Fakat bu serum aynı iyi edici tesirini insanlar üzeride de gösterebilecek miydi? Pasteur buna inanıyordu ama kullanılacak miktar çok önemliydi. Bu miktar hem hastalığı tedavi etmeliydi, hem de hastaların ölümünü çabuklaştırmamalıydı.
Deneme için fırsat beklenirken Joseph Meister adlı 9 yaşındaki çocuğu bir kuduz köpeğin 14 yerinden ısırdığı haberi gelmişti. Çocuğun durumu ümitsizdi. Pasteur ona günlerce çeşitli kuvvette serum şırınga etti. Sonunda başta Pasteur olmak üzere bütün Fransa’yı hatta dünya’yı sevince boğan bir açıklama yapıldı hastaneden: Kuduzun çâresi bulunmuştu! Pasteur geçen olaylar boyunca endişe ve meraktan harap oldu. Anlatıldığına göre açık yürekli cesur adamın beklediği en büyük mükafat, çocuğun iyi olmasıydı. Meister bu serumlar sonucu sapasağlam evine döndü.
Evet, çocuk kurtulmuştu. Artık bütün dünya Louis Pasteur‘ün adından söz ediyordu. Artık kuduz, korkulacak bir hastalık olmaktan çıkmıştı.
Fransa’da tarihin en büyük Fransızlarını seçmek için halkın oyuna başvurulduğunda Pasteur birinci geldi. Napolyon ancak beşinci olabildi.
Bugün Fransa’da pekçok bulvar ve alan onun adını taşımaktadır. 1888 yılında açılan “Pasteur Enstitüsü” dünyanın önde gelen araştırma merkezlerinden biridir.
Louis Pasteur öğrencilerine hep şu tavsiyede bulunurdu:
“Çalışın ve dört elle sarıldığınız işi bırakmayın. İnsan çalışmaya alışınca onsuz yaşayamaz. Çok çalışmak gerek. Dünyada her şey çalışmaya bağlıdır. Hangi mesleği seçerseniz seçin, daima yüksek bir hedefiniz olsun. Büyük insanları ve büyük eserleri seviniz. Onları kendinize örnek edininiz.”
Buluşlarıyla birçok insanın hayatını kurtaran Louis Pasteur, 28 Eylül 1985’te öldüğü zaman ardından insanlığa yaptığı hizmetleriyle her zaman kendisini saygı, şükran ve minnetle anacak bir dünya bıraktı.
“Yükselmek yaradılış sırrını öğrenmekle olur” diyordu Pasteur… O bu sırrı öğrendi ve adını ölümsüzler arasına yazdırmayı başardı, mutlu insanlardan birisi olarak gelip gitti.
Merak ettikleriniz için mailto:murater2@hotmail.com